Pazartesi, Mart 28, 2016

Çocuklar gün içinde yaramazlık yaptığında -ki yapmayanına henüz rastlayan olmamıştır- anneler gözlerinden ateş saçarak dik dik evlatlarına bakar, sağ elinin işaret parmağını kaldırıp onlara doğru hızlıca sallar ve seslerini yükseltip arkasından olabildiğince kabalaşarak yukarıda yazının başlığında da kullanmış olduğumuz şu tehdit dolu ifadeyi savururlar: “Akşam baban eve gelsin o zaman görürsün sen.”
Annelerin bu sözleri sarf ederken sahip oldukları haleti ruhiye bir polis memurunun şüpheliyi adliyeye sevk ederken savcı ve hâkimlerle korkutmasına benzer ki hiç doğru değildir. Baban akşam gelsin o zaman sana ne yapacak göreceğiz demek bir nevi bakalım el mi yaman, bey mi yaman, bütün bu yaptıkların yanına kar kalmayacak diye korkutması demektir ki, polis memurunun şüpheliye sen bir savcının karşısına çık da sana bak ne yapıyor ya da ne diyor demesinden farkı yoktur. Yoksa bu sözlerle kast edilen şey baban gelince beraber yemek yeriz, çay içeriz, hoşça vakit geçiririz değildir. Zaten ilgili tehdit ‘Görürsen sen’ le de bitmez. Birçok anne “Baban duyarsa seni de öldürür beni de” gibi bir kısım ne maksatla söylendiği belli olmayan eklemeler de yapmaktan çekinmez. Annenin ne söylediğini gayet iyi anlayan çocuk -eğer arsızlaşmamışsa- baba sözünü duyar duymaz zaten dizlerinin bağı çözülmeye çoktan başlamıştır. Kendisini annesine affettirmek için kara kara düşünmektedir.
Babanın misyonu ne?
Biz erkekler de özünde doğru yaptığımızı düşünerek çok zaman annelerin bu oyununa düşeriz. Akşam eve gelince “Şu çocuğuna bir şey söyle hiç laf anlamaz oldu.” diye başlayan ve ardından bir liste halinde bize sunulan günlük yaramazlıkları dinledikten hemen sonra “Ben babayım hesap sorarım, gel bakalım bana anlat neden böyle oluyor.” diye çocuğumuza da sesleniriz. Misyonumuzun bunu gerektirdiğine inanmışızdır. Akşama kadar babasını görmeyen evladımızın başında bir anda buz gibi bir sesle, her an kararmaya hazır bir yüzle bitiveririz. Çocuğun mutlaka haksız olduğuna da inanmışızdır. En insaflımız sakın bir daha olmasın der. İnsafsızlar ise bir ömür boyu devam edecek travmalara neden olabilecek hataları hayata geçirmek üzeredir.
Sevilen ve seven bireyler
Sağlıklı bir ailede en belirgin özellik aile bireylerinin kendi aralarındaki iletişimi ve fertlerin birbirine duyduğu sevgidir. Yani eşlerin birbirini ve evlatlarını ayırmadan sevdiği, çocuklarında kendi aralarında düzeyli iletişim kurup anne ve babasına her hangi bir ayrım yapmadan beslediği sevgi baktığımızda karşımızda düzeyli bir ailenin durduğuna işarettir. Yoksa pek çok çiftin ikinci evliliğini yaptıktan sonra birinci evliliğinden olan çocuğunun yeni eşiyle etkili iletişim kuramaması örneğinde olduğu gibi çocukların ebeveynlerden bir tanesine karşı sürekli kaygı ve korku besliyor olması aileyi mutlu yuva statüsünden aşağılara düşürür.
Anne ve babanın çocuk tarafından keşfedilirken çiftlerin birbirlerine karşı gösterdikleri tutarlı ve olumlu davranışlar önemli bir referans kaynağı olmaktadır. Eşini seven birey evladına sen de benim gibi onu sev demektedir. Eşi tarafından hak ettiği ilginin ve sevginin kendisine gösterilmediğini düşünen ve bunu belirten başka bir birey ise evladına benim kafam onunla alakalı çok karışık seninki de karışsın demeye getirmektedir. Hele ki eşinin devamlı veya süreli tehdit unsuru olduğunu düşünen ve bunu evladına hissettiren diğer bir birey ise zaten çocuğuyla eşi arasında sevginin oluşumunu en baştan engellemiştir.
Baba kompleksi
Babanın çocukluk döneminde göstermiş olduğu güç odaklı otoritenin çocuklar adına yetişkinlik hayatlarına yansıması ise çocukların babadan nefret edip, onun öğretilerinin tümüne muhalif bir hayat çizgisi oluşturması şeklinde karşımıza çıkabilir. Millet olarak yaşadığımız bir komplekstir aslında babalık kompleksi. Kişinin hukuken babasını reddetmesi mümkün değilken topraklarımız babasını reddeden bir anlayışa sahne olmuştur. Ecdadını reddeden ve tamamen ona olan kiniyle babasının hayat tarzına muhalif yaşam sürme azminde olan bu anlayış sonraki nesillerde travmalar yaşanmasına neden teşkil etmiştir.
Üniversitede okurken, eğitim almak için ilk kez şehir dışına çıkan ve içerisinde yetişmiş olduğu mazbut aile yapısına oldukça ters bir hayat tarzını üniversite tahsilinde benimseyen pek çok insanla karşılaştım. Bu insanlarla oturup konuştuğumda neden böyle diye kendilerine sorduğumda babasının despotluğundan, acımasızlığından, müsamahasızlığından dem vuran cevaplar verdiler. Aslında yaptıkları şey küçükken kendisini azarlayan ve üzen babasına veremediği karşılığı vermekten ibaretti. Bu halleriyle “Baba sana çok kızgınım o yüzden senin gibi olmak istemiyorum.” der gibiydiler. Ama senin gibi olmak istemiyorum tepkisi sırf babasına karşı olan soğukluktan dolayı ne olduğunu bilmediği bir hayat tarzına sırf babası bu tarza soğuk diye sempati beslemelerine sebep olmuştu. Bilmediği bir çevrenin kucağına kişinin kendisini bu inatla bırakması yeni marazlara sebep olmaktaydı. İnsanın sırf dolaylı olarak intikam almak düşüncesiyle kendi büyüdüğü çevrenin öğretilerine ters hayat yaşamak istemesi kişiliğin parçalanmasına sebep olabilecek kadar keskin ve derin bir değişimden ibaretti.


Güven kaynağı babalar korku kaynağı olursa
Babalar aile fertlerinin ev içerisinde hissettiği güvenin en büyük kaynağıdır. Onu korku ve kaygının sembolü haline getirmek tam manasıyla aile adına bir yıkımın habercisidir. Bu konuda hem anneler hem de bizzat babalar bu makamın ifade ettiği değeri muhafazayla mükelleftirler. Sadece anneler değil bazen babalarda bu güzel misyonlarını zedeleyecek davranışlarda bulanabilmektedirler. Bir arkadaşım evde yaramazlık yapan oğlunun gürültüsünden bunalıp eşine “Şuna iki tane patlat yoksa ben oraya geleceğim.” dediğini bunun üzerine oğlunun annesinin elinden tutup kendisine hemen tokat atmasını rica ettiğini söylüyor. Bu durum zamanla çocuk ve baba arasında doğabilecek önemli bir kompleksin habercisi olarak yorumlanabilir.
Sorumlu ve şuurlu bir anne çocuğu ile yaşamış olduğu problemleri çözme adına babayı bir tehdit unsuru olarak bir canavar gibi lanse etmek yerine eşini yüceltip, sahip olduğu olumlu vasıfları çocuğunun nazarına verip kendisine saygı duyulmasını sağlayan kişidir. Babaya çocuğu devamlı şikâyet etmek bazen ters tepmekte babalar kendisini suçlu görüp çocuğu bırakıp anneyle uğraşmaktadırlar. Bir öğrenci velisi akşam eve gelince hanım şikayetlere başlayınca hem çocuğa hem de hanıma kızıyorum diyerek yaşanan bu ürkütücü neticeden bahsetmişti. Sabahtan beri çocuğu tarafından bunaltılan annenin akşam olduğunda böyle bir tavırla karşı karşıya kalması da ayrı bir handikaptır. Eşler arası diyaloğu baltalar. İletişimi sekteye uğratır.

   Çocuklar babalarından korkmamalı tam tersine ona saygı duymalıdır. Bu biraz babanın tutum ve davranışlarıyla biraz da annenin kendisini nazara vermesiyle olur. Elbette baba da aynı şekilde davranıp anneyi nazara vermelidir. Birbirine sevgi ve saygıda kusur etmeyen çiftlerin oluşturduğu bu düzeyli ekoloji çocukları da içine alacak ve çocuklar korktuğu için değil saygı duyduğu için ebeveynlerine itaat edeceklerdir.





Post a Comment:

Tüm Yorumlar